Sakla Beni: Sonunda Ne Oluyor?
Kayseri’nin o soğuk kış akşamlarında, bir kitapçıda bulduğum ilk sayfalarına göz attım. “Sakla Beni” adlı o kitabı, belki de yıllar sonra hatırlayacağım ilk büyük okuma anımda aldım. Başlangıçta sıradan gibi görünen, ama içinde tarifsiz bir boşluk barındıran bir hikâyeydi. Okumaya devam ettikçe, karakterlerin duygularını, hayal kırıklıklarını ve umutlarını hissetmeye başladım. Ama bir sorum vardı: Sakla Beni sonunda ne oluyor? Cevaplar her zaman o kadar net olmuyor, değil mi? Bir yerden sonra, belki de sadece okumayı değil, bir hayatı ve birini nasıl ‘saklayabileceğimi’ de öğrenmek istedim.
Hayal Kırıklığının İlk Adımları
Beni yıllardır tanıyanlar, bir anlamda benim duygularımın peşinden koşan biri olduğumu bilirler. Kayseri’deki o dar sokaklarda, evimin rahatlığında duygusal çıkmazlarla baş başa kaldığımda, genellikle yazıma sarılırım. Ama o gün, o kitabı ilk kez açtığımda, sanki biraz daha fazla bağlanmıştım. “Sakla Beni”nin içinde kaybolan bir karakter vardı; sadece bir kişi değil, bir ruh, bir kayıp. Benim de hayatımda bir eksiklik vardı. Sadece bir kitap karakteri gibi değil, benden bir parça gibi hissediyordum.
İçimdeki boşluk, kimseye göstermek istemediğim bir parça hâline gelmişti. O zamana kadar bu kadar derin duygular hissettiğimi düşünmemiştim. “Sakla Beni” sonunda ne oluyor? diye sorduğumda, cevabımda sadece kaybolmuş bir duyguyu bulmak istiyordum. Ama kaybolan sadece karakterin hikâyesi değildi; kaybolan, bana ait olan şeydi. Bir yandan bir şeylerin eksik olduğunun farkına varıyor, bir yandan da bu boşluğu kapatma çabasıyla kendimi daha da kaybediyordum.
İçindeki Boşluğu Başka Birinin Varlığıyla Doldurmak
Sakla Beni’nin sonunda ne olacağını bilmek, içimdeki boşluğu anlamaktan çok daha önemliydi. Kitabı okurken, belki de bu boşluğu birisiyle doldurabileceğimi düşündüm. Kendi hayatımda bir şeylerin eksik olduğu, bir başka insanın varlığının arayışında olduğum bir dönemdeydim. Kayseri’nin o dar sokakları, beni hiç görmedikleri bir dünyaya sokuyordu. Aynı şekilde, birinin ruhunda kaybolmak da benim için bir tür kaçış gibiydi.
Bir gün, tanıştığım birisiyle yollarımız kesişti. Beni dinleyen biri vardı, içimdeki boşluğu hissedebilecek kadar anlayan. Sanki yıllardır tanıyormuş gibi konuştuğum, bazen karanlık düşüncelerimi bile dile getirebildiğim biriydi. Onunla vakit geçirmek, bana büyük bir huzur veriyordu. Ama bu huzur, geçmişteki hayal kırıklıklarımdan kaçarken, sanki biraz da tükenmişti. Yavaşça fark ettim ki, bir insanı gerçekten ‘saklamak’ demek, ona tüm karanlıklarını göstermek anlamına geliyordu.
Ne Oluyor? Hayal Kırıklığı ve Gerçeklik
Bir süre sonra, işin düşündüğüm kadar basit olmadığını fark ettim. O kişiyle olan bağım, başlangıçta her şeyden kaçmak gibiydi. Ama bir gün, bir gece, bir konuyu tamamen unutup sadece anı yaşamak istediğimde, işler değişmeye başladı. O boşluk yeniden açıldı, ama bu kez yalnızca bana değil, her ikimize de aitti. Beni saklamak istemediği kadar, o da kendi boşluğunun içinde kaybolmuştu.
İçimde bir şeyler çürümeye başlamıştı. Sakla Beni sonunda ne oluyor? diye düşündüm. Bir insanı saklamak, onu sadece ‘kendi’ içinde tutmak değil, aynı zamanda o insanın karanlıklarıyla yüzleşmekti. Oysa ben, karanlıklarımdan kaçmayı seviyorum. Hem kendimden hem de başkalarından. Fakat bu ilişkide, ikimizin de yalnızca ‘saklanması gereken’ şeylerle yaşadığını fark ettim. Ne yazık ki, bu da sonunda iki kayıp insanı birbirine daha da yaklaştırmadı. Tam tersine, her ikimizin de duygusal yükü arttı.
Sonunda Ne Oluyor? Umut ve Değişim
Şu an hala o geceyi hatırlıyorum. Kayseri’nin o karanlık ve soğuk sokaklarında yürürken, kendime ne olduğunu sordum. Sakla Beni sonunda ne oluyor? Bu, bir hayatın, bir ilişkilerin, bir kalbin sonunda ne olacağını anlamakla ilgiliydi. Bir an, her şeyin anlamını kaybettiğini düşündüm. Ama sonra, biraz daha derine inince, düşündüm ki: belki de bu eksiklik, kaybolan şeyin anlamı bu kadar derin olmamalıydı.
Belki de gerçek, saklamak kelimesinde değildi. Saklamak, geriye doğru gitmek değil, ileriye doğru adım atmak demekti. Belki de duygusal boşlukları her zaman başka birinin varlığıyla doldurmak zorunda değildim. Kendi içimde bir yer bulmalıydım, her şeyin tamam olduğu, karanlıkla barıştığım bir yer. Hâlâ kaybolmuş hissediyorum, evet, ama artık kaybolmak da o kadar korkutucu değil.
Sonuçta Ne Oluyor?
Ve sonuç olarak, Sakla Beni sonundaki gibi bir şey olmuyor. Her şey, her kişi, her ilişki geçici. Bazen saklamak istediğimiz duygular bile, onları saklamak yerine yüzleşerek kayboluyorlar. Kimi zaman bir ilişkiyi ya da bir hayatı ‘saklamak’ istediğimizde, aslında sadece kendimizle yüzleşiyoruz. Bugün içimdeki boşluğu ve hayal kırıklığımı kabul edebiliyorum. Belki de hayatın anlamı, duygusal boşluklarla nasıl başa çıkabileceğimizi ve her kayıptan sonra nasıl yeniden var olabileceğimizi anlamakta yatıyordur.
Hayatımda öğrendiğim en önemli şeylerden biri, her duyguyu, her kaybı ya da her hayal kırıklığını kabul etmekti. Çünkü bazen bir şeyi saklamak, onu daha da kaybolmaya terk etmek demek olabilir.