Köyden Büyük Yere Ne Denir?
Kayseri’nin Bir Genç Yüreğinden
Hayatımda bazı anlar vardır ki, insanın kalbinde iz bırakır; hem acı hem de tatlı bir anı gibi. Bu yazımda, size o izleri bırakan, hem korkutucu hem de umut dolu bir anı anlatacağım. O an, köyümden büyük bir şehre adım atmaya karar verdiğim gündü. O günden beri o anı hep hatırlıyorum. Hem bir başlangıç hem de bitiş gibi. O zaman ne hissettiğimi hala unutamıyorum. İşte, köyden büyük yere ne denir, sorusunun cevabını ararken hissettiklerimi ve yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum.
O Zamanlar Kayseri’de Bir Genç Yetişkinim
Kayseri, çocukluğumun geçtiği, rengârenk çiçeklerin kokusunun burnuma hep dolduğu, yamaçlarında kışın karların, yazın ise güneşin parıldadığı bir yer. Ancak, büyümek demek bazen her şeyin değişmesi demek oluyor. O küçük köyümdeki hayatım, Kayseri’nin merkezine doğru attığım adımla bambaşka bir hale büründü. Her şey, en basit haliyle, köyün dışında bir dünyaya girmemle başladı.
O zamanlar 25 yaşındaydım, henüz hayatın bana ne getireceğini tam olarak çözemedim. Ama bir şey kesin gibiydi: köyde kalmak artık beni tatmin etmiyordu. Gözlerim, bazen belirsiz olan geleceğe doğru bakarken bir yandan da kalbim bir şeyler söylüyordu: “Büyük bir yere gitmelisin.”
Köyden Büyük Yere İlk Adım
Büyük yere gitmek, büyük hayalleri de beraberinde getiriyordu. “Köyden büyük yere ne denir?” sorusu zihnimde dönüp duruyordu. Şehir mi, kasaba mı, yoksa sadece “büyük” mü? Bu kadar net bir cevabı olmamıştı içimdeki bu sorunun. Ama ben her halükarda gitmek istiyordum. Hem de hızla.
Bir sabah, Kayseri’nin merkezine taşınma kararımı aldım. Yola çıktım ve o anda içimde bir karışıklık vardı. Hem heyecanlıydım, hem de korkuyordum. Kayseri’ye ilk adımımı atarken, küçücük köyümdeki hayatımı geride bırakıyordum. Birdenbire bir boşluk, bir eksiklik hissi belirdi. Ancak ne olursa olsun, şehirde bir hayat kurmayı istiyordum. O büyük yere, belki de bir gün “evim” diyebileceğim yere gitmek…
Hayal Kırıklıkları ve Heyecan
İlk günlerim, bir yandan umutla doluyken, diğer yandan büyük bir hayal kırıklığıyla da doluydu. Şehirde yalnızdım. Etrafımda kocaman binalar, bolca insan, gürültü vardı. Her şey çok büyüktü, çok hızlıydı. Kayseri’nin merkezine yerleşince, her şeyin ne kadar karmaşık olduğunu fark ettim. Yollar, binalar, trafik… Her şey çok farklıydı. Köyde, sabahın erken saatlerinde kuşların sesiyle uyanırdım. Şehirde ise sürekli bir kalabalık, araçların korna sesleri, hızlı adımlar… Kendimi kaybolmuş hissediyordum.
Bir akşam, nehrin kenarındaki parka oturdum. Gözlerim kararmıştı. “Burası benim yerim değil,” dedim içimden. Bir köy çocuğunun, Kayseri’nin merkezine atılmış kalbiyle burada hayatta kalabilmesi ne kadar zordu. O kadar farklıydık ki… Yine de bir yandan da umut vardı. Geleceği, kendi yolumu bulabilmeyi düşünüyordum. Ama o anda hissettiklerim daha çok korku ve yalnızlık üzerineydi.
Şehirdeki Yeniden Başlangıç
Bir süre sonra, şehirdeki hayatı daha fazla keşfetmeye başladım. Artık bir şeyler yapmalıydım. İçimdeki huzursuzluk gitmişti. Kendi yolumu çizmek istiyordum. Ne yapacağımı bilmesem de bir şeylerin içinde olmak, belki de bir gün bu kalabalığın parçası olmak, biraz olsun rahatlattı. Büyük şehre, Kayseri’ye adım atarken, aslında her şeyin henüz başlamadığını fark ettim.
Zamanla, şehrin kargaşasında, köyümdeki sakinliği aradım. Ama her geçen gün, yeni arkadaşlıklar kurdukça, şehirdeki ruhuma daha yakın bir his bulmaya başladım. Evet, eski köyüm kadar sessiz değildi ama insanı farklı bir biçimde sarıp sarmalayan bir tarafı vardı. Öyle ki, köyde asla gidemediğim yerler, Kayseri’nin içindeki o kalabalık mahallelerde birer sır perdesi gibi açıldı.
Kayseri’deki “Büyük” Yere Ulaşmak
Şehirde geçirdiğim birkaç yılın sonunda, artık ne büyük bir yerin ne de köyün ne demek olduğunu biliyordum. Hem şehir, hem de köy hayatı bambaşka şeylerdi. Köyümün huzuruna karşılık, şehirde her şeyin hızlı olduğu, insanların birbiriyle konuşmaya bile vakit bulamadığı bir gerçek vardı. Ama köyde, tüm günün sonunda o sessizlik bana karanlık bir yalnızlık getiriyordu. Şehirde ise, bazen yalnızlık bile daha güzel oluyordu. İnsanlar arasındaki o keskin uzaklık, beni yalnız hissettirse de, bir yandan bana şehri sevdiriyordu.
Kayseri’deki büyük yaşamı keşfettikçe, köydeki o huzurlu ama sıkıcı hayatın bana uyup uymadığını, “büyük yerin” ne olduğunu daha iyi anlayarak, her iki dünyayı birleştirmenin yollarını aradım. Şehirde bir yer edindim, köydeki yerimi bıraktım ama bir şekilde ikisi birbirini tamamlıyordu. Belki de büyük yer derken, sadece fiziksel olarak büyük bir yeri değil, içinde büyümeyi kabul eden bir kalbi kastediyorduk.
Sonuç
Köyden büyük yere ne denir? Belki de sadece “hayat” denir. Ve hayat, bazen büyük bir şehre atılmış bir adım kadar, bazen de o küçük köyde geçirilen bir sabah kadar derin olabilir. İnsanın kalbi, her ne kadar büyük yerlere gitse de, bazen en uzak yerlere gitmek için önce içindeki o küçücük köyü bulması gerekir. Benim için, köyün ve şehrin birleştiği yer, yüreğimin istediği yerdi. Ve her geçen gün, o büyük şehirde, kendi köyümü bulmaya devam ediyorum.