Türkiye’de 1980 Sonrasında Sürdürülen Ekonomi Politikası: Siyaset Bilimi Perspektifi
Bir toplumun ekonomisini şekillendiren güç ilişkileri ve toplumsal düzenin temel dinamikleri, genellikle derin bir siyasal analize ihtiyaç duyar. 1980 sonrasında Türkiye’deki ekonomi politikaları, yalnızca ekonomik değişimlerin ötesinde, ideolojik tercihler, iktidar ilişkileri ve yurttaşlık anlayışının nasıl şekillendiğini anlamamıza olanak tanır. Ekonomi politikaları, devletin ne kadar güçlü bir denetim mekanizması kurabileceğini, hangi toplumsal kesimlerin güçlendiğini veya zayıfladığını belirleyen en kritik alanlardan biridir. Peki, 1980 sonrasında Türkiye’deki ekonomi politikası nasıl bir iktidar yapısının ürünüdür? Bu politikalara dair güncel tartışmaların ışığında, hangi güç ilişkileri ve toplumsal düzen anlayışları şekillenmiştir? Bu yazı, söz konusu soruları siyaset bilimi perspektifinden ele almayı hedefliyor.
1980 Sonrası Ekonomi Politikalarının İktidar İlişkileriyle Bağlantısı
Türkiye’de 1980 sonrası ekonomi politikaları, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, dünya genelinde yükselen neoliberal dalganın bir parçası olarak şekillenmiştir. Darbe, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik yapıyı da derinden değiştiren bir kırılma noktası olmuştur. 1980’lerden sonra Türkiye, serbest piyasa ekonomisinin, devletin ekonomideki rolünü en aza indiren neoliberal politikaların etkisinde şekillenen bir modele doğru kaymıştır. Bu süreçte, devletin ekonomideki etkinliğini kısıtlayan, özel sektörün ise daha fazla ön plana çıktığı politikalar benimsenmiştir.
Neoliberal İdeolojinin Egemenliği
Neoliberalizmin yükselişi, yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ideolojik bir dönüşümün de yansımasıdır. Bu dönemde Türkiye’de devletin ekonomiye müdahalesi azalmış, özelleştirmeler hızlanmış, dışa açık bir ekonomi modeli benimsenmiştir. Turgut Özal’ın başbakanlık döneminde (1983-1989), ekonomik liberalleşme ve özelleştirme hamleleriyle birlikte Türkiye’nin dışa bağımlılığı artmış, içsel üretim ve pazarlar uluslararası kapitalizme entegre olmuştur. Burada, liberal ideolojinin devletin büyüklüğünü sorgulayan, bireysel özgürlüğü ve serbest piyasa ekonomisini savunan yaklaşımının iktidar içinde nasıl hegemonya kurduğunu görmek mümkündür.
Özal’ın dönemi, devletin ekonomik müdahalesinin azalması ve piyasaların daha serbest olmasına dayanan bir güç ilişkisini oluşturmuştur. Ancak, bu dönemin uzun vadeli sonuçları, yalnızca ekonomik büyüme değil, aynı zamanda gelir eşitsizliği ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesidir. Bu noktada, neoliberal politikaların sadece ekonomik sonuçları değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü de sorgulamak önemlidir.
Ekonomik Kurumlar ve Meşruiyet
1980 sonrası Türkiye’nin ekonomi politikalarını anlamak için, bu politikaların iktidar kurumlarına nasıl yansıdığına bakmak gerekir. Özelleştirme, dışa açılma ve sermaye hareketlerinin serbest bırakılması, ekonomik kurumların yeniden yapılandırılmasına neden olmuştur. Ancak burada kritik soru, bu kurumların nasıl meşruiyet kazandığıdır. Devletin ekonomideki rolünü yeniden tanımlayan neoliberal politikalar, halkın bu yeni ekonomik düzene nasıl katıldığını ve bu düzene karşı nasıl bir tepki verdiğini belirlemiştir.
Kurumsal Dönüşüm ve Toplumsal Katılım
1980 sonrası ekonomik dönüşüm, devletin ekonomideki rolünü daraltırken, aynı zamanda toplumsal katılımın ve siyasal temsilin de yeniden şekillendiği bir süreci başlatmıştır. Özelleştirmelerle birlikte devletin ekonomi üzerindeki etkinliğinin azalması, toplumun geniş kesimlerinin karar alma süreçlerinden dışlanmasına yol açmıştır. Bu bağlamda, siyasal katılım yalnızca seçmen tercihlerinin ötesine geçerek, devletin ekonomik kararlarına karşı nasıl bir tepki verildiğiyle de ilgilidir. 1980 sonrası ekonominin daha fazla dışa bağımlı hâle gelmesi, yurttaşların ekonomideki söz hakkını ve bu sürece dâhil olma olanaklarını daraltmıştır.
Meşruiyet, sadece devletin kendi içinde değil, aynı zamanda toplumsal sözleşmeye dayalı olarak halkın onayıyla şekillenen bir kavramdır. Neoliberal dönüşümle birlikte, bu meşruiyet tartışması daha da önemli hâle gelmiştir. Ekonomik kararlar çoğu zaman elitlerin kontrolünde alınırken, geniş halk kitlelerinin bu kararlara katılımı sınırlıdır. Bu durum, zamanla toplumsal çatışmalara ve hükümete duyulan güvensizliklere yol açmıştır. Meşruiyetin yalnızca ekonomik başarılarla değil, halkın bu başarıya duyduğu inançla ilişkili olduğunu unutmamalıyız.
Demokrasi ve İdeolojik Çatışmalar
Türkiye’deki 1980 sonrasında uygulanan ekonomi politikaları, toplumsal düzenin temellerine dokunan bir ideolojik dönüşümün de parçası olmuştur. Bu dönemde, neoliberalizmin etkisiyle, devletin müdahalesinin azalması ve piyasanın serbest bırakılması, toplumun geniş kesimlerinde tartışmalara yol açmıştır. Özal’ın ekonomi politikaları, hem ekonomik büyüme hem de toplumsal eşitsizliğin derinleşmesi açısından ikili bir etkene sahiptir.
Demokrasi ile ekonomi politikası arasındaki ilişki, burada ele alınması gereken önemli bir noktadır. Neoliberal politikaların gücünü arttıran iktidar, toplumsal katılımın sınırlı olduğu, politik kararların elitler tarafından alındığı bir sistemi teşvik etmiştir. Bu durum, ekonomik politikaların sadece ekonomik aktörler ve devlet arasında değil, aynı zamanda demokratik değerlerle de çelişkili bir biçimde şekillendiği anlamına gelir. Demokrasi ve ekonomi politikaları arasındaki bu gerilim, Türkiye’deki birçok siyasal tartışmanın temelini oluşturur.
Katılım ve Eşitlik
Neoliberal ekonomik düzenin getirdiği eşitsizlikler, toplumsal katılımı da olumsuz etkilemiştir. Birçok yurttaş, ekonomik sistemin kendileriyle ilgisiz olduğunu ve sadece belirli elitlerin çıkarlarını koruduğunu düşünmeye başlamıştır. Bu noktada katılım, sadece seçimler yoluyla değil, aynı zamanda ekonomik kararlar üzerinde etkili olma yeteneği ile ilişkilidir. Katılımın sınırlı olduğu bir toplumda, demokrasi yalnızca formel düzeyde var olabilir.
Güncel Siyasi Olaylar ve Teorik Tartışmalar
Günümüzde, Türkiye’nin ekonomi politikalarının temel dinamikleri, geçmişin neoliberal mirası ile şekillenmeye devam etmektedir. 2000’li yılların başından itibaren, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte, neoliberalizmin daha çok ekonomik büyüme ve kalkınma argümanları üzerinden devam ettiği bir döneme girilmiştir. Ancak, gelir eşitsizliğinin derinleşmesi ve ekonomik krizlerin sıkça yaşanması, bu politikaların sınırlılıklarını gün yüzüne çıkarmıştır.
Toplumsal huzursuzluk, ekonomik eşitsizliklerin artması ve demokratik değerlerin zayıflaması, 1980 sonrasında sürdürülen ekonomi politikalarının uzun vadeli sonuçlarını gösteren başlıca işaretlerdir. Günümüzde bu ekonomik modelin karşısında yükselen alternatifler, daha kapsayıcı ve adil bir ekonomik düzenin hayalini kuran farklı toplumsal hareketlerden kaynaklanmaktadır.
Sonuç: Ekonomik Güç ve Demokrasi Üzerine Derinlemesine Bir Soru
1980 sonrasında Türkiye’nin ekonomi politikaları, iktidar ilişkileri ve toplumsal düzen anlayışını derinden şekillendirmiştir. Ancak bu politikaların toplum üzerindeki etkisi, yalnızca ekonomik büyüme ile sınırlı değildir; aynı zamanda demokrasi, katılım ve meşruiyet gibi kavramlarla da bağlantılıdır. Peki, toplumda gerçek anlamda bir katılım sağlamak mümkün müdür? Ya da neoliberal ekonominin yarattığı güç ilişkileri, demokratik bir düzenin varlığını tehdit etmeye devam mı edecektir? Bu sorular, sadece Türkiye’nin ekonomik geleceğini değil, aynı zamanda toplumsal düzenin nasıl şekilleneceğini de belirleyecektir.